TBD 9. Siber Güvenlik Zirvesi kapsamında konuşan Ümit Önal, dijitalleşmenin hız kazanmasıyla birlikte siber güvenliğin artık yalnızca teknik bir başlık değil, ulusal güvenlik, ekonomik rekabet ve toplumsal güvenin merkezinde yer alan stratejik bir alan haline geldiğini vurguladı.
Konuşmasında, devletlerin ve kurumların güvenliğinin artık yalnızca fiziksel sınırlarla değil, dijital altyapılar, veri güvenliği ve bilgi bütünlüğü ile de doğrudan ilişkili olduğunu belirten Önal, günümüz dünyasında verinin en kritik güç unsurlarından biri haline geldiğine dikkat çekti.
Yapay zekâ hem fırsat hem risk
Ümit Önal, yapay zekânın siber güvenlik alanında çift yönlü bir etki oluşturduğunu ifade etti. Bir tarafta savunma kapasitesini artıran yenilikçi çözümler bulunduğunu, diğer tarafta ise saldırı yüzeyini büyüten ve tehditleri daha karmaşık hale getiren yeni risklerin ortaya çıktığını söyledi.
Önal’a göre artık klasik tehdit modellerinin ötesine geçilmiş durumda. Öğrenebilen, uyum sağlayan, otonom ve hedef odaklı yeni nesil saldırıların gündemde olduğunu belirten Önal, özellikle deepfake, sahte ses ve görüntü üretimi, yapay zekâ destekli sosyal mühendislik ve dezenformasyon kampanyalarının önümüzdeki dönemin en kritik risk alanları arasında yer aldığını vurguladı.
“En stratejik hedef artık yalnızca sistemler değil, algı”
Konuşmada öne çıkan başlıklardan biri de algı güvenliği oldu. Yapay zekâ destekli sistemlerin gerçeğe çok yakın sahte içerikler üretebildiğini hatırlatan Önal, bunun yalnızca bireysel dolandırıcılık veya teknik saldırı anlamına gelmediğini; aynı zamanda toplumsal güveni ve gerçeklik algısını hedef alan yeni bir tehdit katmanı oluşturduğunu ifade etti.
Özellikle deepfake teknolojilerinin gelişmesiyle birlikte, yakın gelecekte insanların gördükleri ya da duydukları içeriklerin doğruluğunu ayırt etmekte zorlanabileceğini söyleyen Önal, bu nedenle bilgi bütünlüğünün korunmasının yeni dönemin öncelikli güvenlik başlıklarından biri olduğunu belirtti.
“Dijital bağışıklık sistemi” vurgusu
Ümit Önal, konuşmasında siber güvenliğe ilişkin yaklaşımını açıklarken dikkat çekici bir benzetme de kullandı. İnsan vücudunun bağışıklık sistemini örnek gösteren Önal, siber güvenlik çözümlerinin de tıpkı bağışıklık sistemi gibi öğrenen, tehditleri erken tespit eden, otomatik tepki verebilen ve entegre çalışan yapılara dönüşmesi gerektiğini söyledi.
Bu çerçevede, Türkiye’nin önündeki en önemli hedeflerden birinin “dijital bağışıklık sistemi” inşa etmek olduğunu vurgulayan Önal, yalnızca tekil ürün ve çözümlerle değil, birbirini tamamlayan, koordineli ve akıllı sistemlerle yeni nesil tehditlere karşı hazırlıklı olunabileceğini ifade etti.
Yeni dönemde öne çıkan başlıklar
Konuşmada ayrıca Türkiye’nin siber güvenlik alanında yeni bir döneme girdiği mesajı da verildi. Kurumsal yapılanma, mevzuat ve yönetişim tarafında atılan adımların önemine değinen Önal, özellikle merkezi koordinasyon, güçlü yasal çerçeve, yerli ve güvenilir teknolojilerin geliştirilmesi ve çok paydaşlı iş birliğinin kritik rol oynayacağını belirtti.
Önal’ın konuşmasında öne çıkan diğer başlıklar ise şöyle oldu:
Dijital hakikatin ve bilgi bütünlüğünün korunması
Dezenformasyon ve manipülasyon kampanyalarına karşı erken tespit mekanizmaları kurulması
Proaktif ve doğrulanabilir kamu iletişiminin güçlendirilmesi
Yapay zekâ destekli akıllı savunma sistemlerinin yaygınlaştırılması
Kamu, özel sektör, akademi ve sivil toplum arasında daha güçlü koordinasyon sağlanması
Dijital okuryazarlığın ve toplumsal farkındalığın artırılması
Yerli ve milli siber güvenlik ürünlerinin desteklenmesi
Toplumsal farkındalık da ulusal güvenlik meselesi
Konuşmasının sonunda dijital okuryazarlığın artık yalnızca bir eğitim başlığı değil, aynı zamanda bir ulusal güvenlik politikası olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Önal, en güçlü savunma unsurlarından birinin bilinçli toplum olduğunu vurguladı.
Siber güvenliğin artık sadece kurumların teknik ekiplerinin değil, tüm ekosistemin ortak sorumluluğu olduğuna dikkat çeken Önal, Türkiye’nin siber dayanıklılığını artırmak için kamu kurumları, özel sektör, akademi, sivil toplum ve teknoloji üreticilerinin birlikte hareket etmesi gerektiğini belirtti.
Siber güvenliğin yalnızca teknik bir mesele değil, aynı zamanda toplumsal güven, bilgi bütünlüğü ve dijital egemenlik konusu haline geldiği bu yeni dönemde; Türkiye, kendi dijital bağışıklık sistemini inşa etme konusunda ne kadar hazır?
