
Siber güvenlik sektöründe öne çıkan konulardan biri, yapay zekânın güvenlik operasyon merkezlerine (SOC) entegrasyonu. Alarmları önceliklendiren, kayıtları analiz eden ve hatta saldırılara kendi başına müdahale edebilen yapay zekâ ajanları giderek daha fazla gündeme geliyor. Tartışma genellikle teknik bir soru etrafında dönüyor: Yapay zekâ insan analistten daha iyi mi? Daron Acemoğlu ve Simon Johnson’ın İktidar ve Teknoloji: Bin Yıllık Mücadele (Doğan Kitap, 2023) kitabı ise daha temel bir soru sormamızı öneriyor: Bu teknoloji kimin vizyonuyla, kimin yararına şekilleniyor?
Kitabın Temel Tezi
Acemoğlu ve Johnson, teknolojik ilerlemenin refahı kendiliğinden topluma yaymadığını savunur. Yazarların “üretkenlik vagonu” adını verdiği yaygın inanca göre verimlilik arttıkça ücretler ve istihdam da otomatik olarak artar. Kitap, Orta Çağ’daki tarımsal yeniliklerden Sanayi Devrimi’ne kadar birçok örnekle bunun her zaman gerçekleşmediğini gösterir. Kazanımların nasıl paylaşılacağını, teknolojiyi yönlendiren elitlerin “vizyonu” ve bu vizyonu dengeleyebilecek karşıt güçlerin varlığı belirler.
Yazarlar iki tür teknolojiyi birbirinden ayırır. “Vasat otomasyon” (so-so automation), işçilerin yerini alarak maliyetleri düşüren ancak üretkenliği belirgin biçimde artırmayan teknolojidir. Marketlerdeki self-servis kasalar bunun tipik örneğidir. Buna karşılık “makine yararlılığı” (machine usefulness), insanların yeteneklerini güçlendiren ve yeni görevler yaratan teknolojiyi ifade eder.
Siber Güvenlikte İki Yol
Bu ayrım bugün siber güvenlik sektörünün içinde bulunduğu yol ayrımını iyi açıklıyor.
- Birinci yol, vasat otomasyondur. Bu yaklaşımda yapay zekâ, giriş seviyesindeki analistlerin işini yapan ucuz bir ikame olarak görülür. Kısa vadede maliyet düşer. Ancak sektörün bilgi birikimi, binlerce alarmı inceleyerek tecrübe kazanan genç analistler üzerinden yeniden üretilir. Bu basamak ortadan kalkarsa yarının kıdemli uzmanları yetişemez. Üstelik yapay zekâ sistemleri hata yapabilir ve manipüle edilebilir. Onları denetleyecek insan uzmanlığı zayıfladığında kurumlar daha savunmasız hâle gelir.
- İkinci yol, makine yararlılığıdır. Burada yapay zekâ, analistin yorucu ve tekrarlayan işlerini üstlenerek onun daha karmaşık görevlere odaklanmasını sağlar. ISC2’nin Temmuz 2026’da paylaştığı araştırma verileri bu yönde işaretler veriyor. Kurumların yüzde 44’ü yapay zekâ nedeniyle rolleri yeniden düşündüğünü söylerken yüzde 73’ü yapay zekânın yeni uzmanlık alanları yarattığını belirtiyor. Kayıtları tek tek incelemek yerine örüntüleri yorumlayan ve risk temelli karar veren yeni bir analist profili ortaya çıkıyor. Bu verilerin bir meslek kuruluşundan geldiğini ve sektörün iyimser bakışını yansıtabileceğini de not etmek gerekir.
Gözetim Boyutu
Kitabın en çarpıcı uyarılarından biri, dijital teknolojilerin çalışanları güçlendirmek yerine onları gözetlemek amacıyla kullanılabilmesidir. Siber güvenlik bu açıdan ilginç bir paradoks taşıyor. Kurumları korumak için geliştirilen “içeriden tehdit” tespit araçları; klavye hareketlerini, e-posta içeriklerini ve çalışma alışkanlıklarını analiz ederek her çalışanı potansiyel bir şüpheliye dönüştürebiliyor. Yapay zekâ bu izlemeyi daha düşük maliyetli ve kapsamlı hâle getirebiliyor. Güvenlik ile gözetim arasındaki çizginin nereden geçeceği teknik değil, toplumsal bir tercih.
Türkiye İçin Anlamı
Türkiye’de nitelikli siber güvenlik uzmanı açığı uzun süredir dile getiriliyor. Siber Güvenlik Başkanlığının Ağustos 2026’da 275 uzman alımı için ilan açması da insan kaynağının hâlâ kritik olduğunu gösteriyor. Bu tablo aynı zamanda bir fırsat sunuyor. Yapay zekâ, uzman açığının etkisini azaltmak için insanların yerine geçen bir araç olarak değil, genç analistlerin daha hızlı yetişmesini sağlayan bir yardımcı olarak konumlandırılabilir. Üniversiteler, kamu kurumları ve meslek toplulukları bu tercihin şekillenmesinde kitabın tarif ettiği “karşıt güçler” rolünü üstlenebilir.
Sonuç
Acemoğlu ve Johnson’ın dersi açık: Teknolojinin yönü kaçınılmaz değildir, bir tercihtir. Siber güvenlikte yapay zekâ ya insanları devre dışı bırakan bir maliyet aracı ya da insanların yeteneklerini geliştiren bir ortak olacak. Hangisinin gerçekleşeceğini algoritmalar değil, onları tasarlayan ve kullanan insanların vizyonu belirleyecek.





